“Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir” (Eflatun) sözü; hukukun yalnızca mağduru değil, adaletsizliği gerçekleştiren kişiyi de yargıladığını vurgular. Ceza hukuku, haksızlığa uğrayan bireyin haklarını korumakla kalmaz; aynı zamanda suçu işleyen kişinin eyleminin toplumsal ve vicdani sonuçlarını da ortaya koyar. Çünkü adaletsizlik, sadece bireysel bir zarar değil, toplumsal düzeni ve adalet duygusunu zedeleyen ağır bir sorumluluktur.
Ceza hukuku alanında yürütülen her süreçte temel amaç; suç isnadı altında bulunan kişinin savunma hakkını eksiksiz şekilde kullanmasını sağlarken, mağdurun da adalet arayışının hukuka uygun biçimde karşılık bulmasını temin etmektir. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği, adaletin sağlanması; ne intikamla ne de keyfiyetle, yalnızca hukuk kuralları çerçevesinde mümkündür.
Bu anlayışla ceza hukuku alanındaki çalışmalarımızda, adaletin yalnızca sonuçta değil, sürecin her aşamasında tesis edilmesini esas alıyor; hak, özgürlük ve insan onurunu merkeze alan bir yaklaşım benimsiyoruz.
Türk Ceza Kanunu ve diğer mevzuatlarda yer alan suçlar kapsamında, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli ve sanıklar için müdafi, müşteki ve katılanlar için vekil olarak sorgu ve duruşmalara katılma,
İlk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay nezdinde görülen davalarda savunmanın hazırlanması ve duruşmaların yürütülmesi,
Anayasa Mahkemesine Bireysel başvuru yapılması, AİHM ne başvuru ve dosya takibi ve Ceza Hukuku’na ilişkin her türlü konuda danışmanlık hizmeti sunulmaktadır.